Özet: Türkiye Yunanistan-Chevron anlaşmasına neden karşı çıkıyor?
Türkiye, Yunanistan’ın ABD’li enerji devi Chevron ile imzaladığı hidrokarbon arama anlaşmasına, bu sahaların Türkiye Libya Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) sınırlarını ihlal ettiği gerekçesiyle karşı çıkıyor. Ankara, Girit ve Mora güneyindeki 47 bin kilometrekarelik ruhsatlandırmanın 2019 tarihli mutabakata ve uluslararası hukuka aykırı olduğunu belirtiyor.
Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis’in 11 Şubat’taki Ankara ziyaretinden sadece beş gün sonra atılan bir imza, Doğu Akdeniz’deki diplomatik fay hatlarını yeniden hareketlendirdi. Türkiye, Yunanistan, Libya ve uluslararası enerji şirketlerinin (IOC) yer aldığı bu çok bilinmeyenli denklemde, atılan son adımın teknik ve tarihsel arka planı, bölgedeki enerji jeopolitiğinin geleceğini şekillendiriyor.
Chevron Yunanistan Anlaşması Maddeleri ve Kapsamı
Yunanistan hükümeti ve ABD menşeli Chevron, 16 Şubat tarihinde Doğu Akdeniz’de hidrokarbon arama faaliyetlerini kapsayan yeni bir lisans anlaşması imzaladı. Yunanistan parlamentosunun onayının ardından yürürlüğe girecek olan bu anlaşmanın teknik sınırları şu şekildedir:
- Bölge: Girit Adası ve Mora Yarımadası’nın güneyini kapsayan toplam dört açık deniz (offshore) bloku.
- Alan Büyüklüğü: Chevron ve Yunan enerji şirketi HelleniQ Energy, toplam 47 bin kilometrekarelik devasa bir alanda petrol ve doğalgaz araması yapacak.
- Stratejik Hedef: Yunanistan Başbakanı Miçotakis, 22 Şubat’ta yaptığı açıklamada bu adımı “Atina’nın hidrokarbon arama sürecinin kapsamlı bir yeniden başlangıcı” olarak tanımladı.
Türkiye – Libya Anlaşması Nedir ve Krizin Kökeninde Ne Yatıyor?
Milli Savunma Bakanlığı (MSB) kaynakları, 19 Şubat’ta düzenledikleri basın brifinginde söz konusu anlaşmaya resmi tepki gösterdi. Bakanlık, Chevron Yunanistan anlaşması maddeleri içerisindeki ruhsat alanlarının, Türkiye’nin doğrudan deniz yetki alanlarını etkilemese de 2019 yılında Trablus ile imzalanan Türkiye Libya Münhasır Ekonomik Bölge mutabakatını ihlal ettiğini bildirdi.
Türkiye’nin itirazının dayandığı diplomatik ve hukuki temeller şunlardır:
- Anlaşma uluslararası hukuka ve iyi komşuluk ilkelerine aykırıdır.
- Yunanistan’ın tek taraflı sınırlandırma faaliyetleri hukuksuzdur.
- Türkiye, Libya makamlarının bu ruhsatlandırmaya karşı uluslararası girişimlerde bulunması için gerekli diplomatik ve teknik desteği sağlamaya devam etmektedir.
Son on yılda Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin; İsrail ve Mısır ile kurdukları deniz yetkilendirme mekanizmalarıyla Türkiye’yi dışlayan adımlar atması, Ankara’nın 2019’da Libya ile bu stratejik hamleyi yapmasına zemin hazırlamıştı.
Libya Neden Sessiz? Trablus – Bingazi Çatlağı
Yunanistan’ın Chevron ile anlaştığı blokların bir bölümü, Libya’nın 2025’te Birleşmiş Milletler’e (BM) bildirdiği deniz yetkilendirme sahalarıyla da örtüşüyor. Buna rağmen, BM tarafından tanınan Trablus merkezli hükümetten Atina-Chevron anlaşmasına karşı resmi bir açıklama gelmedi.
Bu diplomatik sessizliğin temelinde ülkenin iç dinamikleri yatıyor:
- Siyasi Bölünmüşlük: Trablus ve Bingazi yönetimlerinin stratejik konulardaki farklı pozisyonları, Libya’nın uluslararası itiraz gücünü zayıflatıyor.
- Meclis Onayı Sorunu: Libya’da yasamayı temsil eden Bingazi kontrolündeki Temsilciler Meclisi, 2019 tarihli Türkiye Libya Münhasır Ekonomik Bölge anlaşmasını henüz onaylamadı.
- Ankara, son dönemde Bingazi yönetimiyle ilişkileri normalleştirerek söz konusu deniz yetki anlaşmasının meclis onayından geçmesini hedefliyor.
Miçotakis Ziyareti ve Türk Dışişleri’nin “Diplomatik Sessizliği”
Chevron Doğu Akdeniz stratejisi kapsamında yalnızca Yunanistan’da değil; İsrail, Mısır ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nde de aktif projeler yürütüyor. Küresel şirket aynı zamanda Türkiye ve Suriye ile de çeşitli mutabakat muhtıralarına sahip.
Krizin Ankara-Atina hattındaki en dikkat çekici boyutu ise, Türk Dışişleri Bakanlığı’nın kurumsal bir açıklama yapmamış olmasıdır. Normal şartlarda ilgili tüm devlet kurumlarının koordine yanıt verdiği bu tip durumlarda, tepkinin yalnızca MSB kaynakları ile sınırlı kalması, 11 Şubat’taki 6. Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi toplantısının ruhunu koruma çabası olarak okunuyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Miçotakis’in “gerilimden uzak durma” niyetlerini beyan etmelerinin ardından Erdoğan, 23 Şubat’taki kabine toplantısı sonrası yeni dönemin dış politika ilkesini şu etken cümlelerle özetledi: “Anlaşmazlıklardan düşmanlık üretmek gayretinde değiliz. İhtilafları büyütmenin hesabı içinde değiliz. Ülkelerin egemenlik haklarına saygı gösterirken, herkesten de bizim hak ve hukukumuza saygılı davranmalarını bekliyoruz.”
🔗 Editoryal Şeffaflık ve Güvenilirlik İlkelerimiz: Bu içerik, okuyucunun arama niyetini karşılamak amacıyla uluslararası anlaşma metinleri, MSB resmi brifingleri ve açık kaynaklı diplomatik beyanatlar referans alınarak, evrensel gazetecilik standartları çerçevesinde ve tarafsız bir editoryal dille hazırlanmıştır.

